Film İncelemesi: Manchester By The Sea / Yaşamın Kıyısında #Oscar2017

Imdb Puanı: 8.1

Tür: Dram

Süre: 2 saat 17 dk

Oyuncular: Casey Affleck, Michelle Williams

Sevgili Kerem Akça bu film için şöyle demişti, “Denize nazır modern bir yas filmi..” Çok da doğru söylemiş. 2011 yılında izlediğimiz Margaret filminden sonra yönetmen Kenneth Lonergan yıla damgasını vurdu diyebiliriz. Başrolünde Ben Affleck 😎 beybisinin kardeşi Casey Affleck var. Ben Casey Affleck’in abisi kadar iyi olduğunu bilmiyordum açıkçası. Çok beğendim, rol üstüne cuk oturmuş. Ve tabii ki, bu başarısı sayesinde 89. Akademi Ödülleri’nden de boş dönmedi. Manchester By The Sea‘deki Lee rolüyle yılın En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını kaptı! 🏆🏆


Filmin adındaki Manchester, İngiltere değil bu arada. Ön bilgiyle başlayalım 🙂 Amerika’nın Boston yakınlarındaki küçük bir sahil kasabası. Lee (Casey Affleck) Boston’da 4 apartmana birden hademelik yapan, oldukça monoton yaşama sahip yalnız bir bireydir. Geçimini sağlayacak kadar para kazanır ve bu parayı da genellikle bar köşelerinde yer 🙂

Bir gün hayatındaki en önemli kişi olan abisinin ölüm haberini alır ve bu yüzden doğup büyüdüğü, hatta evlenip çoluk çocuğa karıştığı kasabası Manchester’a dönmek zorunda kalır. Lee, cenaze ve veraset işlemleri gibi şeylerle uğraşacağını sanırken 16 yaşındaki yeğeni Patrick ile baş başa kalır. Küçükken birçok anı biriktirdiği yeğeni artık ona emanettir. Çünkü abisi vasiyetinde böyle belirtmiştir.

 

Ergenliğin henüz başlarında olan Patt ve Lee birbirine uzun süre ayak uyduramasa da anlaşmaya çalışırlar. Bu kısımda seyirci sürekli flashbackler ile  güncel tutulmaya çalışılır. Lee’nin nasıl evlendiği, hayatında nelerin yolunda gitmediği, buradan ayrılıp neden Boston’a yerleştiği vs.. Aslında filmin başından beri babasının ölümünden çok etkilenmemiş gibi gördüğümüz Patt ise, tekne metaforlarıyla sürekli canımızı yakıyor. Babasıyla birlikte balığa çıktıkları teknenin motorunun bozulması, Lee’nin onu satmak istemesi ama Patrick’in para biriktirerek motoru yenilemesi- cenazenin toprak çok sert olduğu için bir türlü defin edilememesi babasının morgda tutulmasından rahatsız olması gibi ince detaylar seyirciyi süprizlere hazır tutuyor.

 


Lee’nin yaşadığı bunalımlardan dolayı taşlaşmış kalbi Patt ile birazcık olsa ısınsa da, kendini bir türlü Machester’a ait hissedememektedir. Eski karısının tekrar karşısına çıkıp onu hala sevdiğini söylemesi Lee’nin kalbinin tekrar alev almasını sağlamıştır. Fakat, o bunu istememektedir. Şimdi acı da olsa sıra, Patrick’i başka bir koruyucu aileye bırakmaktır…

Manchester By The Sea gösterişsiz ama hüzünlü bir başyapıt benim için. Moonlight’a torpil geçmeyecek olsam bence yılın en iyisi! Türkiye’de Cem Yılmaz filmlerinde görmeye alışık olduğumuz erkeğin draması işte tam olarak Amerikalı versiyonuyla karşınızda. Mutlaka şans verin!

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir